Temelli Van’da konuştu: "Faizlerin düşmesini istiyorsan, iktidardan düş”

VAN-Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) düzenlediği “Serhat Örgütlenme Konferansı” Van’da başladı.

Temelli Van’da konuştu: "Faizlerin düşmesini istiyorsan, iktidardan düş”

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) düzenlediği “Serhat Örgütlenme KonferansıVan’da başladı. İki gün sürecek olan konferansa HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, bölge milletvekilleri, PM, MYK üyeleri, bölge belediye eşbaşkanları, belediye meclis üyeleri, TJA üyeleri, HDP Gençlik Meclisi, Barış Anneleri Meclisi, HDP, DBP il, ilçe yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 300’ü aşkın kişi katıldı.

İpekyolu Belediyesi Berivan Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansın açılış konuşmasında HDP Eş Genel BaşkanI Sezai Temelli, şunları söyledi:

"Bugün Türkiye siyaseti sıkışmıştır, kutuplaşmıştır. Bu kutup siyaseti Türkiye toplumunu, emekçileri, kadınları gerilime mahkum etmekte, seçeneksiz bırakmakta, en temel haklardan mahrum bırakmaktadır. Bu mahrumiyeti, mazlumiyeti ortadan kaldırmanın yolu toplumu siyasete davet etmek ve öncü olmaktır. İşte bizim örgütlenme anlayışımız toplumu siyasete davet eden, toplumu siyasallaştırırken, kendisini de toplumun içinde var eden bir anlayıştır. Bunu başarabiliriz, çünkü bizim güçlü bir fikriyatımız var. Önemli olan bu fikriyatı örgütlemek ve toplumun bütün alanlarına taşımaktır. Türkiye buna ihtiyaç duyuyor, Türkiye bu kutuplaşmış siyasetin, bu cenderenin altında boğulmakta, soluksuzluk kalmaktadır. "

"Her geçen gün bunun örneklerini yaşıyoruz. Aslında bunun teşhisini koyduk, bütün Türkiye’ye de bunun uyarısını yaptık, dedik ki “Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey demokrasidir, barıştır, toplumsal barıştır”. Bunları var etmenin yolu bir araya gelmektir, barış ve demokrasi mücadelesinde buluşmaktır. O yüzden de barış ve demokrasi mücadelesi bütün toplumun buluşması, önümüzdeki engellerin aşılması için büyük önem taşımaktadır. Bugünkü iktidar barış ve demokrasinin önünü tıkayarak kendisini var ediyor, çözümsüzlükten besleniyor. Çözümsüzlüğü kendisi için elverişli bir ortam olarak görüyor."

'KUTUP SİYASETİNİ ORTADAN KALDIRACAK ŞEY ÜÇÜNCÜ YOLDUR'

"Bu süreç bir otoriterleşme sürecidir, bu süreç faşizmi kalıcılaştırma sürecidir. Bu süreç, faşizmi kurumsallaştırma sürecidir. Bu amaçla hayata geçirdikleri AKP-MHP ittifakı bu blok tam da o kutup siyasetinin yeniden yeniden üretilmesidir. Kutuplaşma siyaseti karşısında başka bir kutup oluşturarak çözüm üretmeniz mümkün değildir. Bu kutup siyasetini ortadan kaldıracak şey Üçüncü Yoldur. Örgütlenme dediğimiz, sadece kendisini örgütleyen değil toplumla örgütlenmeyi buluşturan zihniyet Üçüncü Yolda yol kat ederek bunu başaracaktır. Üçüncü Yol, Türkiye açısından bir seçenektir. Barış ve demokrasinin seçeneğini yaratmaktır. Bunu yaratamazsak bu ceberut iktidar baskısı her geçen gün artıracaktır. Bütün politik aktörlere toplumun bütün kesimlerine çağrı yaparken, diyoruz ki gelin bir çözüm var, gelin bu çözümde buluşalım, müzakereyi toplumsallaştıralım, herkes herkesle konuşsun, herkes herkesle tartışsın, ama bu müzakerelerden herkes için iyi olanı toplumun genel iyisini var edelim. Ortak olan güzeldir, hakikat güzeldir. Güzel olanı var etmek de bizim vazifemiz, görevimiz olsun. Çağrımız bu yöndedir. O yüzden diyoruz ki demokrasi seçeneğinde buluşmak, mücadeleyi örgütlemektir. Bunu yapmadığımız sürece, son birkaç günlük gelişmelere baktığınızda bile bu mücadele eksikliğinin Türkiye’yi nereye götüreceği görülüyor."

'VAN'A BAKTIĞIMIZDA NE DENLİ SORUNLAR OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ'

“Kürt meselesi yoktur” diyen zihniyet, aslında bütün meselelere dair siyaset ve çözüm üretemez haldedir. Öyle de olmuştur. İşte üniversite, işte basın, işte demokratik siyaset. Bütün sorunlara baktığınızda nasıl bir bileşke oluşturduğunu görüyorsunuz. Kentlerimize baktığımızda bunu görüyoruz, bugün Van’dayız. Van’a baktığımızda ne denli sorunlar olduğunu görüyoruz. Neden bu sorunlar vardır? Yine 4 yılın muhasebesine baktığınızda bu ceberut zihniyetin 4 yıldaki en kritik öneme sahip hamlesi kayyımdır. Bugün bunca sorun varsa o kayyımcı zihniyetin yarattığı sorundur. Vesayetin ve kayyımcı talanın ortaya çıkardığı tablo kentlerimizde karşımızda duruyor. Kimse kaygılanmasın, bütün bu sorunlara çözüm üreteceğiz, bütün bu sorunları mutlaka çözeceğiz. Evet ortada bir enkaz var ama bu enkazı hep birlikte kaldıracağız, ortada bir yönetememe enkazı var. Yönetemiyorlar."

'BUNCA YILDIR EKONOMİSTİM BÖYLE BİR ŞEY OKUMADIM,DUYMADIM'

"Ekonomi anlayışının geldiği nokta büyük bir yoksulluktur. Bakın bütçenin önemli bir kısmı savaşa, bombaya, mermiye ayrılıyor. Hatta halkla alay ediliyor. “Bir mermi kaç paradır” diye halkla alay ediyorlar. Bizim ne işimiz var mermiyle; biz işimizin, aşımızın peşindeyiz, biz barışın peşindeyiz, biz bir arada yaşamanın peşindeyiz. Biz bir arada yaşamak istiyoruz, demokratik cumhuriyeti yaratmak istiyoruz. Demokratik ulus ve radikal demokrasi anlayışımızla sizin bu anlayışınızı mutlaka yıkacağız, barışın halkların iktidarını var edeceğiz. Ekonominin içine sürüklendiği yer bir yönetememe halidir. Bakın Merkez Bankası Başkanı görevden alınıyor. Bu, kayyım atayan zihniyet ile aynı zihniyettir. Çünkü bu savaş ve şiddet aklı, bu ceberut akıl, her şeyi merkezileştirir, tekleştirir. Kendi iktidarının devamı için tam da bu kayyımcı zihniyet ile görevden alır, göreve atamalar yapar. Ama bu attığı adım OHAL hukukunda ısrardan başka bir şey değildir. Evet darbe mekaniği çalışıyor. OHAL hukukunda ısrar etmek darbe mekaniğini çalıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu mekaniğe karşı atacağımız adım demokratik zeminde buluşma olmalıdır. İşte o zaman OHAL ve darbe hukukuna karşı çıkabiliriz. Merkez Bankası Başkanı faizleri düşürmediği için görevden alınmış. Neden bu kadar önemli, çünkü yandaş müteahhitler zorda. Halkın zorda olmasının, bu savaş bütçesine mahkum olmasının hiçbir önemi yok. Önemli olan müteahhitlerin kredi borçları. Merkez Bankası Başkanı’nı görevden alarak her şeyi düzelteceğini düşünen bir akıl var. Bu gidişatla her şey daha da kötü olacak. Muhalefeti dinlemeyen, toplumsal uzlaşıdan bahsedenleri dinlemeyen, kendi fikrinde ısrar eden bu zihniyet ekonomi, siyaseti ve toplumu içinden çıkılmaz yere sürüklemeye devam ediyor. Faizler düşünce enflasyon düşermiş. Biliyorsunuz ben iktisatçıyım. Ben böyle bir şeyi -ki 35 sene bu mesleği yaptım- hiçbir yerde okumadım, hiçbir yerde de yok. Bunu yazan öğrenci direkt sınıfta kalır, bunda ısrar eden mezun olamaz. İktisat fakültelerinde, ekonomi fakültelerinde böyle bir şey yok. Ama şimdi bir ekonomi bir 'ekonomi gurusu' çıkmış diyor ki faizleri düşüreceğim enflasyon düşecek. Böyle bir şey yok, tam tersine siz faizleri bu iktisadi koşularda düşürürseniz toplum üzerindeki maliyet daha da artar, yoksullaşma hızlanır, hiçbir fiyatı kontrol edemezsiniz. Özellikle döviz fiyatları."

"Diyeceksiniz hoca niye ders veriyorsun, çünkü biliyorum ki bunların yaptıkları yanlarında kâr kalıyor, maliyeti de topluma kalıyor. Bu maliyetten kurtulmanın yolu bu siyasetten bu anlayıştan kurtulmaktan geçiyor. Bir ders daha vereyim, faizlerin gerçekten düşmesini istiyor musun, o zaman iktidardan düş. Bu iktidar anlayışı ile hiçbir şeye çözüm üretmek mümkün değil."

'O KADAR YER VAR SEN GİT ODTÜ'NÜN YEŞİL ALANINA İNŞAAT YAP'

"Bakın ODTÜ’de öğrenciler direniyor, niye direniyorlar. Çünkü bunlar yeşil alana inşaat yapmak istiyorlar. Akılları fikirleri beton. Betondan başka bir şey düşünmüyorlar. ODTÜ öğrencileri yurt yapımına karşı çıkıyorlar. Yurt yapılsın ama buldukları yer ODTÜ’nün yeşil alanı. Diğer taraftan bu kadar yurt var. Kredi Yurtlar Kurumu mezun olmuş öğrencilerin kredileri peşinde. Birçok öğrenciye, binlerce mezun olmuş öğrenciye haciz işlemi başlatmışlar. Önce öğrencilere okurken kredi veriyorlar, sonra bunu faiziyle tahsil etmek peşindeler. Peki bu öğrencilerin iş bulup bulmadığı senin umurunda değil mi? Bu kadar öğrenci mezun oldu, üniversiteli genç işsizlik yüzde 16’dan yüzde 30’lara çıktı. Ama mesele kredi havuzu. Kredi havuzunda daha çok fon olsun, bu fonu daha çok müteahhit kullansın, buna da halk katlansın. "

'GELİN DEMOKRASİ ZEMİNİNDE BULUŞALIM'

"Millete küfreden müteahhidin 500 milyon dolara yakın vergi borcunu bir kalemde silen bu zihniyet, öğrencilerin halka ait olan bursunun haczi ile uğraşıyor. O yüzden halkın sesi, halkların sesi toplumun sesi olmak zorundayız. Faşizme karşı mücadele bir hak mücadelesidir. Haklarımızı gasp edenlere karşı bir mücadeledir. Tek başına mücadele yetmez, çözümü de üretmek ve toplumla buluşturmak gerekiyor. Bunun için yapacağımız şey mücadele, müzakere zeminini güçlendirmek ve bu zeminde buluşacak olanları çoğaltmaktır. 31 Mart stratejimizden hemen sonra demokrasi ittifakı çağrısında bulunduk. Gelin demokrasi zemininde buluşalım; gelin toplumun, Türkiye halklarının, emekçilerin, kadınların özlemini duyduğu toplumsal sözleşmeyi toplumsal mutabakat aklı ile var edelim. Yani bir anayasa çalışması başlatalım. Anayasa buluşmaları var edelim. Bir uzlaşma zemini yaratalım. 12 Eylül anayasası ile baskılanmış hakları gasp edilmiş bir girdaptan kurtulalım, bu yamalı bohçadan kurtulalım. Kendi anayasamızı yapalım. Hepimizin kimliklerimizle içinde var olacağı anayasamızı yapalım. Bu büyük bir toplum sözleşmesidir. Alevisi, Sünnisi Türk’ü ve Kürt’ü ile bu coğrafyada yaşayan 72 millet 72 inançla bir arada yaşama iradesidir. Bunu var edebiliriz. Kürt halkının on yıllardır var ettiği mücadelenin, Türkiye demokrat, sol, sosyalist mücadelesinin buluşacağı, tüm Türkiye halklarına verebileceği çözümün ilk adımı bu anayasa buluşmasıdır. Demokrasi ve Kürt meselesinin çözümü de bu buluşmadan geçiyor. "

'YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TARAFSIZLIĞI İÇİN ACİ ADIM ATILMALIDIR'

"Bütün samimiyetimizle bu buluşma için adım atmalıyız. Parlamento’daki bütün partilere sesleniyorum. Farklı görüşlerimiz olacaktır, olmalıdır madem ki bu kadar farklılığı olan bir toplumda yaşıyoruz, farklılıklarımız siyasette de olacaktır. Ama farklılıklarımızı barındıran siyasetin yükseleceği bir zemine ihtiyacımız var. Bütün partilere hatta Parlamento’da olmayan partilere de, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara da çağrımız var. Bu söz meclisinde herkese yer açıyoruz, gelin birlikte üretelim, birlikte çözelim. Bunun ötesinde bugün Türkiye’nin dağ gibi sorunları var, acil çözüm bekleyen sorunları var. Bunların başında da yargı meselesi geliyor. Yargı, bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmiştir. Bu konuda acil adım atılmalıdır. Binlerce insan suçsuz yere cezaevindedir. Geçmiş dönem eş genel başkanlarımızdan, milletvekili arkadaşlarımızdan, belediye başkanlarımıza, parti il-ilçe başkanlarından parti üyelerimize kadar 5 bine yakın HDP’li bugün cezaevindedir. HDP’li olmayan ama fikrini söyledi diye, demokratik siyaset içinde yer aldı diye on binlerce insan cezaevindedir. Cezaevinde olmalarını gerektiren hiçbir suç da yoktur. Bütün bu fezlekelere baktığınızda bir tane delil bulamazsınız. Bu iktidar, iktidarını ayakta tutmak için demokratik siyasete adeta savaş açmıştır. O yüzden de bugün yargı, aldığı talimatlar gereği kendi yasasını ihlal edecek şekilde tutuklamalar yapmaktadır. Yargı bir an önce bağımsızlığına ve tarafsızlığına kavuşmalıdır. "

"Tablo böyle, karanlık bir tablo. Buna karşı da bizim çok büyük bir umudumuz var. Umudumuzu büyüterek yol alıyoruz, umudumuzu Türkiye’nin her yerine taşırdık. 31 Mart yerel seçimlerinde başardığımız budur. Artık Türkiye’de herkes geleceğe dair konuşuyor, geleceğe dair sözü var. Mesele çözümü gerçekçi bir forma kavuşturmaktır. O yüzden aslolan örgütlü hayattır. Sözümüzü, fikriyatımızı toplumun tüm kesimlerine yayacak bir zemin yaratmalıyız. Biz radikal demokrasi ile bu fikriyatı örgütlemeliyiz. Radikal demokrasi 3 saç ayağı üzerinde yükselir: Kadın özgürlük mücadelesi, emek mücadelesi ve ekoloji mücadelesi. Dolayısıyla toplum bu 3 mücadelenin ortaklaşması ile özgürlüğüne kavuşur."

'KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ'

"Bizim bir fikriyatımız var, fikriyatımızı örgütlemeliyiz. Bu fikriyatımızı geçmişten geleceğe örgütlemeliyiz. Tüm mücadele tarihimizden aldığımız güçle yarına taşırmalıyız. Bunu başaramazsak, hiçbir stratejinin kalıcı başarısı mümkün değildir. Bütün stratejilerin ön koşulu örgütlenmedir. Örgütlenme en temel ödevimizdir, özgürlük her şeyin dayandığı tek ilkedir. Radikal demokrasi çerçevesinde dile getirdiğimiz kadın özgürlük mücadelesi, doğa mücadelesi ve emek mücadelesi aslında bir özgürlük mücadelesidir. O temel ilkeyi var etme mücadelesidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini var etmeye yönelik kadın mücadelesinin aslında bir toplumsal özgürlük mücadelesi olduğu fikrinden asla uzaklaşmamalıyız. HDP kadın partisidir derken ortaya koyduğu şey büyük bir toplumsal özgürlük mücadelesidir. "

'ÜCRETLİ KÖLELİĞE SON VERMEK İNSANLIĞIN KURTULUŞUDUR'

"Kadın özgürlük mücadelesi toplumsal özgürlüğün olmazsa olmaz birinci adımıdır. Bu olmaksızın bir özgürlüğü var etmeniz, özgürlükten konuşmanız mümkün değildir. Bu bizim en temel vazgeçemeyeceğimiz ilkemizdir. Radikal demokrasinin en önemli ayağıdır. Diğer bir alan emek özgürlüğü. Ücretli köleliğe son vermek insanlığın kurtuluşudur. Sınıf mücadelemiz bunu esas alır. Tüm toplumsal emek alanlarını, işçi sınıfı, işsizleri, gençleri, esnafı ve bugün mağdur olmuş tüm kesimleri bu anlayışımız temelinde bir araya getirmeyi amaçlar. Bunu örgütlemeliyiz. Farklı özerk alanları kendi otonomisi olan alanları buluşturabilecek bir örgütsel zemini var etmeliyiz. Çiftçisiyle, işçisiyle, emeğin yeniden üretildiği alanları ortak bir alanda, emeğin kurtuluş anlayışında buluşturmalıyız. Politikanın toplumsallaşması bizim için esastır, politikanın toplumsallaşması emeğin toplumsallaşmasıdır. Sermayeye karşı biz emeği savunuyoruz, emekten yana bir yaşamı var etmeye çalışıyoruz. Emeğin özgürlüğü için bu mücadeleyi yürütüyoruz. Ve tabi ki doğa, ekoloji mücadelemiz yaşamın topyekun özgür kalabilmesidir. Bunun için de doğaya duyarlı, gelecek kuşakların hakkına saygılı bir yerden mücadelemizi örgütlemeliyiz."

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2019, 03:07
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER