Yakış: 'Türkiye Kaşıkçı cinayetini öğrendiği gibi konsoloslukta arama yapabilirdi'

İSTANBUL - Türkiye'nin gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini öğrenir öğrenmez Viyana Sözleşmesi gereği konsoloslukta arama yapıp, cinayeti işleyenleri tutuklayabileceğini söyleyen AKP'nin eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, "ABD'de zor olacağı için cinayet Türkiye'de işlendi" dedi.

Yakış: 'Türkiye Kaşıkçı cinayetini öğrendiği gibi konsoloslukta arama yapabilirdi'

Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda 2 Ekim tarihinde öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının perde arkasında neler olduğu tartışmaları sürüyor. AKP'nin eski Dışişleri Bakanı ve aynı zamanda 1988 yılında Türkiye’nin Suudi Arabistan Büyükelçiliği görevini de yapmış olan Yaşar Yakış, Cemal Kaşıkçı cinayeti ve sonrasında yaşanan diplomatik ilişkilere dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu. 

'İZİN İSTENMESİNE GEREK YOK'

Kaşıkçı’nın öldürülmesini “önemli bir olay” olarak niteleyen Yakış, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın gerçeklerin ortaya çıkması için şeffaf bir işbirliği yapmaları halinde bu krizden çıkılabileceğini belirtti. Türkiye ve Arabistan arasında çözümlenmesi gereken bu konuya başka ülkelerin müdahale etmemesi gerektiğini de belirten Yakış, asıl önemli olan konunun, 1963 tarihli Konsolosluk ilişkileri hakkındaki Viyana Sözleşmesi’ne aykırılık boyutu olduğunu söyledi.

Sözleşmede, konsoloslara bazı ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar tanındığını kaydeden Yakış, sözleşmede yer alan ve ihlal edildiğini düşündüğü maddelere ilişkin de konuştu. 

Yakış, şunları söyledi: “Bu dokunulmazlıkla konsolosların görevlerini, ev sahibi ülke makamlarınca engellenmeden yürütebilmeleri hedeflenmiştir. Dokunulmazlığın bu amaç dışında ileri sürülmesi, o dokunulmazlığın gerekçesine aykırıdır. Başka bir deyişle; konsolos, suç işlemek amacıyla dokunulmazlığı ileri süremez. Esasen sözleşmenin çeşitli maddeleri dikkatli okunduğunda Suudi makamlarının dokunulmazlığı ileri sürmeye yetkili olmadığı görülecektir. Sözleşmenin 31/2 maddesi 'Kabul eden devlet makamları, konsolosluk şefinin, onun tarafından tayin edilmiş kimsenin… muvafakati dışında, konsolosluk binalarının münhasıran konsolosluk işleri için kullanılan kısmına giremezler' der. Bu da demek oluyor ki ev sahibi ülkenin makamları, hele cinayet gibi bir şüphevari olduğu zaman, konsolosluk binasına girmek için, gönderen ülke makamlarından izin istemelerine gerek yoktur. Ancak binaya girdikten sonra, münhasıran konsolosluk işleri için kullanılan örneğin konsolosluk arşivi ve gizli yazışmaların yürütüldüğü bölümlere giremezler.”  

'CİNAYETİ İŞLEYENLERİ TUTUKLAYABİLİRDİ'

Sözleşmenin 41/1 maddesinin ağır suç halinde faillerin tutuklanabileceğini de öngördüğünü sözlerine ekleyen Yakış, “Konsolosluk memurlarının tutuklanmaları veya gözaltına alınmaları, ancak, ağır bir suç halinde ve yetkili adli makamın kararıyla olur. Burada konsolosların ağır suç halinde tutuklanabileceğini ve gözaltına alınabileceğini açıkça söylüyor. Ancak bunun için işlediği suçun ‘ağır suç’ olması gerektiğini söylüyor. Cinayet işlemekten daha ağır suç söz konusu olamayacağına göre, Türk makamlarının bu cinayeti işleyenleri, hiçbir makamdan izin almadan tutuklamaları mümkündü” diye ifade etti. 

‘KONSOLOSLUK DOKUNULMAZ DEĞİLDİR'

Yakış devamla sözleşmede yer alan diğer maddelerin içeriğine ilişkin de şunları ifade etti: “Sözleşmenin 42’nci maddesi de konsolosluk mensuplarının tutuklanması için gönderen ülke makamlarının iznini almaya gerek olmadığını göstermektedir. Söz konusu madde şöyledir. ‘Bir konsolosluk personeli mensubunun tutuklanması, gözaltına alınması veya cezai bir kovuşturmaya tabi tutulması halinde, kabul eden devlet, durumdan konsolosluk şefini en kısa zamanda haberdar etmekle yükümlüdür.’ Benim bu maddeden anladığım da şudur. Konsolosluk memurları ev sahibi ülke makamları tarafından tutuklanabilir. Ama bu en kısa zamanda gönderen ülke makamlarına duyurmak gerekir. Sözleşmenin 43/1 maddesi de yargı muafiyetine açıklık getiriyor. Söz konusu madde ise şöyle: ‘Konsolosluk memurları ve konsolosluk hizmetlileri, resmi görevlerinin yerine getirilmesi sırasında işledikleri fiillerden dolayı kabul eden devletin adli ve idari makamlarının yargısına tabi değildirler.’ Bu da demek oluyor ki konsolosun yargı dokunulmazlığı sadece resmi görevlerinin yeri getirilmesi sırasında işlediği fiillerden dolayı yargı dokunulmazlığı vardır. Örneğin, piknik yaparken veya yemek yediği bir restoranda bir kavgaya karışmışsa yargı dokunulmazlığı yoktur. Cinayet işlemek, bir konsolosluğun görevleri meyanında sayılamayacağına göre, bu eylemi sırasında yargı dokunulmazlığından yararlanamaz. Bunlar için gönderen ülke makamlarından izin istemeye gerek olmadığı görüşündeyim.”

'ABD'DE CİNAYETİ İŞLEMEK DAHA ZOR OLACAKTI'

Medyaya sızan haberlerden Kaşıkçı’nın ABD’de iken birçok kez Suudi Arabistan’a dönmeye ikna edilmeye çalışıldığını belirten Yakış, planlandığı itiraf edilen cinayetin neden Türkiye’de işlendiği sorusuna da, “Ama orada İstanbul’daki gibi bir olayı gerçekleştirmenin daha zor olacağı kanaatine varmış olduklarını tahmin ediyorum. Benzer şekilde, evlenme işleri için Londra’daki Suudi Başkonsolosluğu’na da müracaat etmiş. Orada da Türkiye’ye yönlendirilmiş. Bunda, evleneceği kadının Türk olmasını da gerekçe olarak kullandıklarını sanıyorum. Ama asıl nedenin ABD ve İngiltere’de böyle bir cinayeti gerçekleştirmenin daha zor olacağına hükmetmiş olmalarıdır zannımca” sözleriyle açıkladı.

CİNAYETİN DİPLOMATİK İLİŞKİLERE YANSIMASI

Böylesi bir cinayetin konsoloslukta işlenmesinin diplomatik olarak ne gibi sonuçlar ortaya çıkardığına dair de konuşan Yakış, şöyle devam etti: “Cinayetin konsoloslukta işlenmesi, Viyana Sözleşmesi’nin biraz daha dikkatli okunması ihtiyacını gündeme getiriyor. Belki, nasıl anlaşılması gerekeceği konusunda bir uluslararası yargı makamından yorum talep edilmesini gündeme getirebilir. Benim anladığım kadarıyla böyle bir yorum olmadan dahi Türk makamlarının Suudi makamlarından izin almaksızın, olayı öğrendikleri andan itibaren, yani 2 Ekim saat 17.50 itibaren İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’na abluka altına almaları, daha önce ayrılanları, hava alanında durdurup gözaltına almaları mümkündü. Suudi makamları cinayeti itiraf ettiklerine göre, bu olayın, şimdiye kadar sebep olduğundan başka bir diplomatik krize sebebiyet vermesi ihtimali azdır.” 

'KRAL ÜZERİNDE BASKI KURULABİLİR'

Uzun yıllar Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da görev yapmış bir isim olarak yönetimin bundan sonra izleyeceği yönteme ilişkin de öngörüde bulunan Yakış, “Kral Salman bin Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ihtimali uzaktır. Kralın ve özellikle Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın tüm kritik noktalara güvendiği kimseleri yerleştirdiğini biliyoruz. Uzak bir ihtimal olmakla birlikte, hanedanın bazı mensuplarının Kral üzerinde baskı kurarak oğlu Muhammed’i Veliahtlıktan azletmesi için baskı yapmaya çalışmaları mümkündür. Kralın buna nasıl tepki göstereceği ise şimdilik meçhuldür” diye belirtti. 

'YAPTIRIMLARIN İPTALİ SÖZ KONUSU OLABİLİR'

Suudi Arabistan’a ABD’den doğru silah yardımını kesme yönünde yapılan açıklamalara dikkat çeken Yakış, “ABD Başkanı Trump, 110 milyar dolarlık silah siparişi iptal etmeye direneceğini ortaya koymuştur. Ancak 6 Kasım seçimlerinden sonra ABD kongresindeki dengeler değişirse, yeni kongrenin Trump üzerinde baskı kurup Kaşıkçı cinayeti nedeniyle bu siparişleri iptal etmeye zorlamaları mümkündür” diye konuştu. 

Mezopotamya ajansı / Necla Demir

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER