Durmuş: Salgını silahlarla değil dayanışmayla yenebiliriz

Devletlerin salgınla mücadele sürecinde bilinçli olarak savaş dili kullandığını ve bu dilin yerel dayanışmayı bitirmeyi hedeflediğini söyleyen Ekonomi-Politikçi Mustafa Durmuş, dayanışma içinde olan insanların bilimsel ve kapsayıcı bir dile ihtiyacı olduğunu söyledi.

Durmuş: Salgını silahlarla değil dayanışmayla yenebiliriz

Koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkisi altına almasıyla devletler birtakım tedbirler açıklarken, hükümet temsilcilerinin “savaş” kavramları kullanması dikkat çekti. ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomik ve sosyal tedbirleri “Savaş Yasası” olarak tanımlandı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, Kurtuluş Savaşı döneminde (1921 yılında) çıkartılan Tekalif-i Milliye emirlerine atıfta bulunarak, yurttaşlardan bağış talep etti. 

Medyada da “virüsle savaşıyoruz”, “virüs tüm dünyayı işgal etti”, “vücudumuzun virüse karşı savunma mekanizması” ve  “ekonomik istikrar kalkanı” gibi savaş dönemlerini çağrıştıran ifadeler sıklıkla yer alıyor.

Savaşların ekonomi politiği ile ilgili çalışmaları bulunan Ekonomi-Politikçi Mustafa Durmuş, salgına karşı kurulan savaş dilinin tesadüfü değil, devletler tarafından bilinçli olarak tercih edildiğini söyledi. Durmuş, “Herkes salgın meselesinin sağlık ve ekonomik krizle ilgili kısmına bakıyor ama bu konunun bir de kullanılan dilin niteliğiyle ilgili önemli bir boyutu var. Çünkü kullanılan böyle bir dil hem merkeziyetçi devlet yapısını hem de militarist hiyerarşiyi güçlendirmeye yarayan çağrışımları içeriyor” dedi. 

ABD Başkanı Trump’ın virüse karşı kullandığı savaş dilini anımsatan Durmuş, “Böyle bir dil, devletlerin hem o ana kadarki militarist tutumlarını meşrulaştırmaya yol açıyor hem de bundan sonrası atacakları adımlar için toplumu hazırlamaya hizmet ediyor. Böylece insanların özgürlüklerinden kolayca vazgeçebilmelerini istiyorlar” diye konuştu.

FIRSATI KAÇIRMIYORLAR

Kullanılan savaş dilinin, pandeminin ekolojik ve sistemsel asıl nedenlerinin de tartışılmasına engel olduğunu söyleyen Durmuş, “Bunun sonucunda, salgına karşı açılan ‘savaşta’ başarı kazananları birer ‘savaş kahramanı’ gibi görüp, bunlar üzerinde tartışma yürütülüyor. Bu da savaş kahramanlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor, toplum böyle kahramanları beklemeye başlıyor. Kuşkusuz otoriter yöneticiler de böyle bir fırsatı değerlendirmek isterler” ifadelerini kullandı.

‘SAVAŞ DİLİ DAYANIŞMAYI BİTİRİR’

Durmuş, savaş dilinin merkezi-militarist devlet yapılanmasını güçlendirirken, yerel dayanışmayı da bitirmeyi hedeflediğini ifade etti. Dünyanın çeşitli ülkelerinde, salgın sırasında sokaklara askerlerin çıktığı görüntüleri hatırlatan Durmuş, “Sokaklara askerlerin çıkması, en ufak işlerin dahi askerlerle yapılması, halkın kendi içindeki sosyal dayanışma ağlarının ve yatay örgütlenmelerin salgınla mücadeleye yaptığı katkıları önemsiz göstermeye hizmet eder. Böyle bir ‘savaş’ içinde belediyelere, yerel yönetimlere, mahalle meclislerine ve diğer yerel demokratik örgütlenmelere, kısaca, halkın kendi arasında yaptığı dayanışmaya yer olmaz. Yardım yapılacaksa o da merkezi devlet yapısının işidir. Bu durum demokrasi ve toplumsal dayanışma açısından ciddi bir risktir” uyarısı yaptı.

KAPSAYICI BİR DİLE İHTİYAÇ VAR

Durmuş, salgınla mücadele aktif rol alanlara, gazetecilere, siyasetçilere ve yurttaşlara şu önerilerde bulundu: “Virüsü yenebilmek için silahlara, öldürmeye ya da savaş diline ihtiyacımız yok. Salgını silahlarla değil, dayanışmayla yenebiliriz. Bunun dili de bilimin dilidir, barışın dilidir, sosyal dayanışmanın dilidir. Bunun alt yapısı da mevcut. Çünkü salgın başladığı günden bu yana, dünyanın her tarafından insanlar kendi aralarında sosyal ağlar kurmaya başladılar. Yani kavga, savaş, ötekileştirme gibi militarist bir çizginin tam karşında, dayanışma, bir arada olma seçeneğini önümüze koydular. Dolayısıyla dayanışma içerisindeki insanlar bir savaş çağrısında bulunmuyorlar. Bizim projeksiyonu üzerine tutmamız gereken yer de burasıdır. Dil militarist olduğu sürece bunu görebilmek mümkün değildir. Artık insanların konuşurken, düşünürken ve özellikle kullanılacak dilin ne tür bir dil olduğunun ve bunun neye hizmet edebileceğinin farkında olarak davranmaları ve buna göre politika geliştirmeleri gerekir.” 

MA / Selman Güzelyüz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER